Ahmet Altan'ın 22Ocak'ta ve 23 Ocak'ta yayınlanan iki yazısını paylaşıyorum ve size bunlarla ilgili birkaç soru sormak istiyorum:
1.Yazı:
Genelkurmay’ın dün Balyoz darbesiyle ilgili yaptığı açıklamada “bu haberin yayınlanmasındaki zamanlama dikkat çekici” deniyor.
Balyoz’la ilgili söyledikleri bu.
Bizim Genelkurmay’ın “dikkatini” sadece “zamanlama” çekmiş.
Biz bu Genelkurmay’ın dikkatini “zamanlamadan”, bombalanacak camilere, o bombalama için görevlendirilen timlere, görev emir belgelerine nasıl çekeceğiz?
Ülkenin ordusu, ülkenin camiini bombalayıp, ülkenin insanını öldürecek.
Askerlerin cami bombalamasını, namaza giden insanları öldürmesini “dikkat çekici” bulmayan bir ordu olabilir mi?
Paşalar, sizin ülkenizden, sizin caminizden, sizin insanınızdan söz ediyoruz.
Dikkatinizi, sizin deyiminizle “akıldan ve vicdandan” yoksun bu hazırlıklara çekmek için ne yapmalıyız?
Kendi jetinizi bombalamak için plan yapılmış.
Kendi pilotunuzu öldüreceksiniz.
Size emanet edilen genç bir pilotu öldürmek için plan hazırlamak da “dikkatinizi” çekmiyor mu?
Ne tuhaf bir dikkatiniz var sizin?
“Ordu camileri bombalayacaktı” haberleri bütün ülkede konuşulurken sizin “dikkatiniz”, yargılanan subayların dosyasının hemen sivil yargıdan askerî yargıya aktarılması noktasına yoğunlaşmış.
Aman, suç işleyen subaylar gerçek mahkemelerde yargılanmasın.
Askerî yargıya alın ki serbest bırakılmaları, “ıslak imza” rezaletinde olduğu gibi “suçsuz” bulunmaları kolay olsun.
Anayasa Mahkemesi, “suç işleyen askerlerin sivil yargıda yargılanması” konusundaki yasayı iptal etti ve yasaların Anayasa’ya uygunluğunu denetlemekle yükümlü bu mahkeme Anayasa’yı “açıkça” ihlal ederek, bu kararı, “gerekçesini yazmadan” açıkladı.
Bir telaş var anlaşılan.
Hukukçularımızla askerlerimiz elele birilerini kurtarmaya çabalıyorlar.
Öyle telaşlılar ki Anayasa Mahkemesi “suç” işlemeyi göze alıyor.
Anayasa’nın maddesini açıkça çiğniyor.
Ordusunun “cami bombalama” planı yaptığı bir ülkenin Anayasa Mahkemesi de Anayasa’yı çiğnemiş, çok mu?
Kurumlar arası “uyum” dedikleri bu herhalde.
Muhalefet de maşallah çok “uyumlu”, muhalefet partilerinden hiç biri şu Balyoz darbesindeki korkunç hazırlıkları kınayıp, acilen soruşturma açılması için sokaklara çıkmadı.
Bunlar bir de milliyetçi.
“Kendi pilotunu öldürme” planı karşısında sessiz kalan milliyetçiler bunlar, pilot öldürülmüş, cami patlatılmış onlara ne, asker iktidarda kalsın da, gerisi önemli değil.
Patlatılacak camiler ile ilgili planlar için ağzınızı bile açmayın siz, seçim geldiğinde o camilere gidenler bunu hatırlarlar nasıl olsa.
Bizim ordunun “oyun senaryosu” dediği hazırlıklardan Güneydoğu’nun da payına bir şeyler düşüyor elbette.
Güneydoğu’da “İsrail tarzı sert” yöntemler uygulamaktan söz ediyor bir general fütursuzca.
“İsrail tarzı sertlikle” ne yapmayı düşünüyorsunuz Güneydoğu’daki Kürtlere?
Bu nasıl bir düşünce tarzı?
Bizim ordu İsrailli, Kürtler de Filistinli mi oluyor ordunun “oyun” planlarında?
Bunlar “tehlikeli oyunlar” paşalar.
Siz kendi vatandaşlarınızı “düşman” unsur olarak görürseniz, “bölücülüğü” başka yerde aramanıza hiç gerek kalmaz, o “bölücülük” sizin zihninizde ortaya çıkar.
Ondan sonra da JİTEM’ler kurulur, tetikçiler göreve getirilir, faili meçhul cinayetlerde 17 bin Kürt öldürülür.
Bu kadar Kürt öldürülmesi yetmedi mi?
Bu korkunç planlar 2003 yılında hazırlandı ama 2010 yılında Genelkurmay hâlâ bu planları savunuyor.
Bari bir özür dileyin, “yapılan yanlıştır, gereken hukuki önlemleri alacağız, özür dileriz” deyin.
Öldürmeyi planladığınız insanların karşısına geçip de bunlar “oyun” demeyin.
Genelkurmay’ın bu “planları” savunması, kafanın hiç değişmediğini, bu ülkedeki herkesin tehlikede olduğunu gösteriyor.
“Ordu ve darbe yanlısı” olmanız bile sizi kurtarmaz, çocuğunuzu bir müze gezisine götürdüğünüzde, bir camiye gittiğinizde siz de öldürülebilirsiniz.
Sivil iktidar da artık “dikkatini” anayasa değişikliğine odaklamalı, bu “vicdansız” ve hukuksuz yapıyı değiştirmeli, hem kendi hayatlarını, hem vatandaşlarının hayatlarını, hem de ülkenin geleceğini kurtarabilmek için başka çare yok.
Bu “akıldan ve vicdandan” yoksun çılgınlığın yeniden ne zaman nereden başını göstereceğini hiç birimiz bilemeyiz çünkü.
2. Yazı
Bizim Genelkurmay’ın “Balyoz Darbe Planı”yla ilgili yaptığı açıklamayı okudum.
Bu açıklamayı yapan Genelkurmay, bizim belgelerini yayımladığımız “seminerin” varlığını kabul ediyor.
Ve bu seminerde hazırlanan planları sahipleniyor.
“Balyoz Darbe Planı yoktur” demiyor, “öyle planlar yapılmadı” da demiyor ama “öyle planlar yokmuş” izlenimi yaratacak bir üslup kullanıyor.
Şöyle diyor:
“Bu plan seminerine ilişkin olarak ortaya atılan iddiaları, aklı ve vicdanı olan hiçbir kimsenin kabul etmesi mümkün değildir.”
Kilit kelime “iddialar” kelimesi.
Yani ortada bizim yayımladığımız belgeler, krokiler, timler, planlar yok sadece “iddialar” var.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, böyle bir açıklama yayınlayıp bizim yazdıklarımıza “iddialar” dediğine göre demek ki binlerce sayfalık bu metinleri okudu.
Okuduktan sonra da orada gördüklerine “ordu” adına sahip çıkması gerektiğine karar verdi.
Şimdi Başbuğ’a sormak istiyorum o binlerce sayfalık seminer belgelerini okudunuz mu?
Okuduktan sonra mı savunmaya karar verdiniz?
Savunduğunuz o belgeleri sahiplenerek, o seminerde işlenen suçları da sahiplendiğinizin farkında mısınız?
Farkında olmalısınız.
Bu açıklamanızla birlikte artık sizi de “kapsayan” bu “iddiaları” bir konuşalım o zaman.
Birinci Ordu’da “dış tehditler” konulu seminerde bir “darbe planı” hazırlandı, bunun belgelerini yayımlıyoruz.
Bu belgeleri bize o dönemde Birinci Ordu’da görev yapmış bir subay ulaştırdı.
Bizim yayımladığımız belgelerin orijinal metinlerinin hazırlandığı “bilgisayarların” kimlere ait olduğunu gösteren bilgisayar bilgileri de o CD’lerde kayıtlı.
Biz bu belgeleri ve CD’leri savcılığa da teslim ettik.
Emirlerin üstünde “tarihleri, numaraları, emri verenlerin imzaları” var.
Sizin “aklı ve vicdanı olan kimsenin kabul edemeyeceğini” söylediğiniz o hazırlıklar gerçekten de akla ve vicdana aykırı işler.
Zaten soru da bu.
Akla ve vicdana aykırı işleri planlayan insanları neden orgeneralliğe kadar yükseltiyor ve bu eylemlere daha sonra sahip çıkabiliyorsunuz?
Neden bu belgelerin varlığını kesin bir şekilde yalanlamadan, “yalanmış izlenimi” yaratacak ifadeler kullanıyorsunuz?
Neden gerçekleri saklıyorsunuz?
Halkınıza yalan söyleme hakkını nereden buluyorsunuz?
Bu kadar ciddi bir olayı “hemen soruşturmak” için harekete geçeceğinize, bunlara “iddia” deyip üstünü örtmeye nasıl cüret edebiliyorsunuz?
Ordunun işlediği bütün suçların üstünün örtülmesine alışkın olduğunuzdan, karşılaştığınız bu “yeni” durumu algılamakta zorlanıyorsunuz sanırım.
Durumu daha “net ve açık” olarak anlamanıza yardımcı olabilmek için “camileri bombalamak” görevini alan “timleri” bugün isim isim açıklıyoruz.
“Camileri bombalama” görevini veren, görevi tarif eden, timleri oluşturan subayların adları emirlerin altında yer alıyor, emirler de onların “bilgisayarlarında” yazılmış zaten.
Buna ne diyeceksiniz?
Cami bombalamak, bizim ordunun “dış tehdide” karşı aldığı bir önlem mi?
Sizin göreviniz, halkı “düşmana” karşı korumak mı yoksa düşmana hiç ihtiyaç bırakmadan kendi halkınızın gittiği camileri bombalamak mı?
Yönettiğiniz orduda hazırlanan böyle bir emir hiç mi yüzünüzü kızartmıyor?
Neye sahip çıkıyor, neyi savunuyorsunuz?
Neden bunları araştırmak yerine, bu hazırlıklara “iddia” deyip geçiştirmeye uğraşıyorsunuz?
“Ordunun işlediği suçlar, suç sayılmaz” anlayışından kurtulamayacak mısınız?
“Kendi jetimizi düşürmeyi” öngören planın, o “seminer” kapsamında Hava Harp Akademisi’nde hazırlandığını, bu planın hazırlandığı “bilgisayarın” kaydının bulunduğunu gerçekten bilmiyor musunuz?
Bir ordu kendi jetini düşürmeyi planlar mı?
Böyle ordu olur mu?
Bakın general, sizinle anlaştığımız tek nokta var, o da, bunların “akla ve vicdana” aykırı olduğu.
Size tavsiyem, akılsız ve vicdansız planları sahiplenmeyin.
Bu belgeleri kendiniz inceleyin, suçluları ortaya çıkartın.
Böylesi, utanç verici yalanlar söylemekten daha iyidir.








Sorular:
- Bu plan bir "savaş oyunu" olsa da, Türk Ordusu kendi halkına karşı bombalı saldırı düzenleyebilir mi? Kendi savaş uçağını düşürebilir mi? Savaş oyunları askeri gerçek durumlara hazırlamak için eğitim amacıyla hazırlanmaz mı?
-Genelkurmay sözcüsü bu savaş oyunlarının rutin olduğunu, dış tehditlere karşı hazırlandığını söylemektedir. Sizce hangi dış tehdit, Türk Ordusu'na kendi sınırlarımız içinde cami bombalayarak kendi halkını yaralama veya öldürme hakkı verir?
-Genelkurmay'ın özellikle üstünde durduğu "Zamanlama konusuna dikkat çekiyoruz" cümlesi, bu planların bahsedilen Anayasa Mahkemesi oylamasının yapılacağı zamanda ortaya çıktığını gösterse de, bu planların vehametini azaltır mı?
-Kozmik odada bulunan belgelerin ivedilikle yok edilmesinin de zamanlaması dikkat çekici değil midir? Ayrıca "Balyoz" adı verilen planın da, yok edildiğinin geç de olsa akıllara gelerek açıklanmasının zamanlaması?
-Ben kendi adıma, bu ülkede artık kimin dürüst, kimin yalancı, kimin cani, kimin yurtsever, kimin hukuk zemininde, kimin hukukdışı olduğuna karar veremiyorum. Buna karar verebilen var mı?